Blog Yazılarımız

Home/Blog Yazılarımız

İş Sağlığı Ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul Ve Esasları Hakkında

Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te 24.05.2018 tarihinde yapılan değişiklikteki en dikkat çekici unsur İşe Başlama Eğitimleri olmuştur.

Söz konusu değişiklikler eğitim saatlerini veya periyotlarını değiştirmemektedir. Ancak firmanızda vermeniz gerekli Temel İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimine ek olarak çalışanların işe başlamadan önce en az 2 saatlik bir “ İşe Başlama Eğitiminden” geçirilmesini istemektedir. Buna göre çalışanlarınız işe başlarken yapmış olduğunuz oryantasyon eğitimleri, işbaşı eğitimleri temelde kastedilen eğitimden olmakla beraber kayıt altına alınmasını şart koşmuştur. Bu sebeple hali hazırda firmanızda çalışmakta olan kişilere verdiğiniz bu eğitimleri de kayıt altına alma zorunluluğu gelmiştir.

 

Bundan sonraki süreçte çalışan işbaşı yapmadan evvel veya iş sözleşmesinin imzalandığı gün içinde, fiili olarak çalışmaya başlamadan evvel asgari olarak 2 saatlik bu eğitimler tamamlanmalıdır. Çalışana 2 saatlik verilen bu eğitim içerisinde,

  • Yapacağı işler, Çalışma arkadaşları ve yöneticileri,
  • Yapacağı işlerde özellikle maruz kalabileceği tehlikeler,
  • Yapacağı işin riskleri ve kişisel koruyucu alet kullanımı ve teslimi,
  • Çalışma arkadaşlarının tanıştırılması, Çalışma Alanı, Yemekhane, Mutfak vs. alanlarının tanıtılması,
  • Acil durumlarda haber vermesi gerekli kişiler,
  • Acil Kaçış Yolları ve Acil Durum Toplanma Noktasının Yeri,
  • Yangın söndürme cihazlarının yerleri,
  • Prosedürler,  Çalışma Talimatları, vb. dokümanlar’a yer verilmesi Can OSGB ailesi olarak önerimizdir.

Ayrıca Yönetmelik mevcut çalışanların da bu eğitimi aldığına dair belgelendirmenin 1 ay içinde yapılmasını söylüyor. Bu sebeple mevcut çalışanlarınız içinde İSG Profesyonellerinizden destek alarak belgelendirmenin 24.06.2018 tarihine kadar yapılıp, belgeleri çalışanların özlük dosyasında saklamanızı tavsiye ederiz.

İşe Başlama Eğitimiyle Temel İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitiminin karşılaştırmasını yapabilmeniz için aşağıda tanımlara da yer verelim.

İşe başlama eğitimi: Çalışan fiilen çalışmaya başlamadan önce, çalışanın yapacağı işe, varsa kullanacağı iş ekipmanına ve işyerine özgü iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini içeren konularda uygulamalı olarak verilen eğitimi (Bu eğitim, işverence veya işveren tarafından görevlendirilen bilgi sahibi ve deneyimli çalışanlarca verilebilir)

 

Temel eğitim: Genel Konular, Sağlık Konuları ve Teknik Konuları içeren ve düzenli aralıklarla tekrarlanan, İş güvenliği uzmanı ve İşyeri Hekimince verilen eğitimi

 

Unutmalıyım ki iş sağlığı ve güvenliğini zorunluluk halinden çıkarıp bir kültür haline ulaştırmak eğitimden, erken eğitimlerden geçer. Eğitimlerinize bu sebepten ötürü önem göstermeniz çalışanlarınızın ailelerinin yanına güvenle ve sağlıkla dönebilmeleri açısından da önem arz etmektedir.

O yüzden; GEÇ OLMADAN İŞE BAŞLAMADAN eğitimlerinizi tamamlamayı unutmayınız J

 

Gebe ve Engelli Çalışanların Acil Durum Planındaki Yeri

İşyerlerinde hazırlanan Acil Durum ve Tahliye Planları, Yangın İç Yönetmelikleri olası bir acil durumda yaşanabilecek senaryolara göre hazırlanır ve çalışanlara duyurulması sağlanır. Yıl içinde yapılacak haberli ve habersiz tatbikatlarla da bu senaryolara hazırlıklı olma ve acil durumlar karşında çalışanların davranışlarının zorunluluk değil bir güvenlik kültürü haline gelmesi amaçlanır.

Bu noktada gözden kaçanlar arasında bazen hassas ya da özel gruplar olarak nitelendirdiğimiz Engelli ve Gebe çalışanlar vardır.

Engelli çalışanlar, engellerinden ötürü hareket kabiliyetleri kısıtlı, acil durumu fark edememiş ya da anın verdiği heyecan ve panikle o an şok geçiriyor olabilirler.

Gebe çalışanlarımız ise ağır hareket yetenekleri, bebeği koruma içgüdüsü veya o anın şokuyla ne yapacaklarını kestiremeyebilirler.

Sizlere tavsiyemiz acil durum planlarınızı gözden geçirip, özel gruplarda yer alan bu çalışanlarla alakalı yapılabilecekleri şimdiden planlamanızdır. Bu noktada Can OSGB ailesi olarak sizlere danışmanlık yapacak uzman kadrolardan destek alabilirsiniz.

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.
Mustafa Kemal Atatürk, 1920 (Nutuk II, s. 463)

Toksin Yükünü Gösteren Belirtiler ve Detoks Yolları

Günümüzde artan bir toksin yüküyle karşı karşıyayız. Elli yıl öncesine göre çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Çevre kirliliği, işlenmiş gıdalar, ağır metaller, alerjenler, pestisitler, ilaçlar, kişisel bakım ve ev temizlik ürünleri gibi toksik maddelerin sürekli bombardımanı altındayız.

Hava kirliliği. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre son beş yıl içerisinde küresel hava kirliliğinde %8 artış oldu.
Pestisitler. Gündelik pestisit maruziyeti nedeniyle çocuklarda her yıl toplam 16.9 milyon IQ puanı kaybı yaşanıyor.

İlaç ve Alkol Kullanımı. Reçeteli ilaç, madde bağımlılığı ve alkol kullanımının artması vücudun detoks yolaklarının özellikle karaciğer ve sindirim sisteminin aşırı yüklenmesine neden oluyor.

Su ve besin zincirindeki kimyasallar. Sudaki klor, ağır metaller ve gıdalardaki katkı maddeleri, plastikler kanser ve kronik hastalık riskini artırıyor. Plastik malzemelerdeki hormon benzeri etki yapan kimyasallar vücudun hormon sistemini olumsuz etkiliyor. Ev temizliği ve kişisel bakım ürünleri. Cildimiz en büyük organımızdır. Sürdüğümüz bütün losyonlar, kremler ve bakım ürünleri, temas ettiğimiz temizlik malzemeleri doğrudan emilerek vücudumuza çok sayıda kimyasal maddenin girmesine neden olur. Bu gibi ürünlerin içerisinde fenoksietanol, parabenler ve formaldehid gibi tehlikeli toksinler bulunabilir.

Negatif düşünce ve duygular. Negatif duygu ve düşünceler vücutta strese dönüşür. Kronik stres kortizol düzeylerini artırarak enflamasyona ve bağışıklığın bozulmasına neden olur.

Modern Dünyada Detoks

Bütün bu faktörleri alt alta sıraladığımızda günümüzde vücudumuzun doğal detoks kapasitesinde aşırı bir yüklenme olması şaşırtıcı değil. Normalde vücudumuz kendini sürekli olarak mükemmel biçimde detoksifiye eder. Bu işlem yedi gün 24 saat devam eden bir süreçtir. Kalın bağırsaklar, lenf sistemi, karaciğer, akciğerler, böbrekler, cilt — bu organların tümü atıkları vücuttan çıkarmak için tasarlanmıştır.

Peki vücudumuzu detokslayan bu kadar çok mekanizma varsa niçin ayrıca bir detoks ihtiyacı duyuyoruz? İşte bunun sebebi çevremizde her geçen yıl artan muazzam toksin yükü. Toksik maddeler hayatımıza bu kadar çok girdiği için vücudumuzun kendi mekanizmaları bu yükü kaldıramaz duruma gelebiliyor.
Toksik Yüklenme Belirtileri

Vücudumuzun detoks mekanizmalarının zorlandığını nasıl anlarız. Bunun pek çok belirti ve semptomu olabilir. Sık rastlanan bazı belirtiler şunlar olabilir:

1 – Zihin Bulanıklığı (Beyin Sisi): Toksinlerin en çok etkilediği organların başında beynimiz gelir. Zihin açıklığı ve beyin fonksiyonları toksinlerden etkilenir. Bunun sonucunda net düşünememe, odaklanma güçlüğü, motivasyon eksikliği, düşünce bulanıklığı, unutkanlık gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Topluca “beyin sisi” olarak adlandırılan bu tablonun nedeni beyin ile bağırsaklarımız arasındaki güçlü ilişkidir. Beyinde nörokimyasal faaliyetlerden sorumlu olan nörotransmiterler sindirim sisteminde yapılır. Bağırsaklarda zararlı bakterilerin üremesi, bağırsakların toksik maddeleri sızdırarak bunların kan akımına karışması gibi olaylar beyin çalışmasını etkiler. Nitekim yakın zamanda depresyon ve otizm gibi birçok beyin rahatsızlığının altında sindirimle ilgili bozuklukların bulunduğuna ilişkin kanıtlar artmaktadır.

2 – Yorgunluk: Aşırı yüklenen detoksifikasyon sisteminin bir diğer sık uyarı işareti yorgunluk, kas ve eklem ağrılarıdır. Genel bir halsizlik, enerji eksikliğinden şiddetli ağrı ve kronik yorgunluk sendromuna kadar değişen bir tablo görülebilir. Küflerden kaynaklanan mikotoksinlerin kronik yorgunluk vakalarının yüzde 90’ından sorumlu olduğu bulunmuştur.

3 – Vücut Kokusu: Toksin birikiminin nahoş yan etkilerinden biri vücut kokularında artış olmasıdır. Özellikle karaciğerin toksinleri temizlemede yetersiz kalması durumunda vücut kokusu, dışkı kokusu ve nefes kokusu bunu belli edebilir. Vücuttan toksinlerin başlıca atılma yolu bağırsaklar, idrar ve terdir. Bu atılma yollarında aksama olduğunda veya detoks sistemleri düzgün çalışmadığında vücut salgılarında ve atıklarda asidik bir koku alınır. Karaciğerin detoks ihtiyacını gösteren bir diğer belirti dilin üzerinde paslı bir tabakanın olmasıdır. Çok fazla kırmızı et yenilmesi sindirim kanalında bakterilerin çürüme faaliyetinin artmasına bağlı olarak nefes kokusu, vücut kokusu ve kötü kokulu dışkıya neden olabilir.

4 – Kimyasal Duyarlılık: Modern dünyada hızla artmaktadır. Çoklu kimyasal duyarlılık [multiple chemical sensitivity] (MCS) adı verilen bu rahatsızlık tablosunun sebebi vücutta toksin birikimidir. Bir kimyasal toksine karşı meydana gelen tepkiler aslında vücudumuzun “artık yeter” demesidir.
Ağır metaller, egzoz gazları, pestisitler, sigara dumanı, sentetik parfümler ve oda kokuları gibi ürünler zararlı toksin kaynaklarının sadece birkaçıdır. Bunlar aynı zamanda her üç kişiden birinin duyarlı olduğu kimyasallar içerir. Çamaşır deterjanları, el sabunları ve şampuanlar gibi bakım ürünlerinin içerdiği kimyasal maddeler gerçek birer sağlık riskidir. Maalesef bunların çoğu güvenlik testine tabi tutulmamaktadır.

Yukarıda sayılanlar dışında sık görülen diğer toksik yüklenme belirtileri arasında şunlar sayılabilir:
• Şişkinlik ve gaz
• Cilt sorunları ve akne
• Uyku sorunları
• Aşırı tatlı tüketme isteği
• Sinüs rahatsızlıkları
• Baş ağrısı
• Kabızlık veya diyare
• Göz altında mor renkli torbalar
• Adet problemleri
Kuşkusuz bu belirtiler pek çok başka hastalığa bağlı olabileceğinden, ayırıcı tanı için toksik yüklenmeyi gösterebilecek ağır metal testleri, gıda duyarlılığı ve intoleransları, toksisite panelleri gibi ilgili laboraturar testlerinin yapılması yardımcı olacaktır.

Referans: http://www.drmuratkeklikoglu.com/toksin-yukunu-gosteren-belirtiler-detoks-yollari/

Gluten İntoleransı ve Çölyak Hastalığı

Gluten son yılların en tartışmalı konularından biri. Bazı bilimsel kaynaklar glutenin çölyak hastaları dışındaki kişiler için güvenli olduğunu iddia ederken bunun tam tersini söyleyenler de az değil. Onlar da glutenin çoğu insan için zararlı bir madde olduğu görüşünde. Hattâ glutenin bir “kitle imha silahı kadar etkili” olduğunu iddia edenler bile var. Tartışmalar devam ede dursun son yapılan araştırmalar belirli bir sağlık bilincine sahip insanların artık glutenli gıdalar tüketmekten kaçınmaya çalıştıklarını gösteriyor. Nitekim gluten içermeyen beslenme tarzına geçen insanların kendilerini daha iyi hissetikleri, sindirim yakınması olan kişilerin glutensiz diyetten yarar görebildikleri biliniyor.

Gluten nedir?
Gluten buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir protein ailesinin ismidir. Gluten içeren tahıllar arasında buğday en yaygın tüketilenidir. Glutenlerin en önemlileri glutenin ve gliadin proteinleridir. Gliadin bu protein grubunun sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin büyük bölümünden sorumludur. Un ile su karıştığında gluten proteinleri zamk kıvamında yapışkan bir örüntü oluşturur. Ekmek ve benzeri unlu gıdalara esneklik ve piştiğinde kabarmasını sağlayan, ağsı yapısını veren unsur glutenin bu yapışkan özelliğidir. Ayrıca bu gıdaları yerken ağızda çiğneme zevkini tatmin eden bir kıvam sağlayan şey glutendir. Çoğu insan gluteni iyi bir şekilde tolere edebilir. Ancak bazı kişilerde gluten ciddi sorunlara neden olabilir. Bunlar çölyak hastalığı, gluten duyarlılığı, buğday alerjisi gibi rahatsızlıklardır.

Çölyak hastalığı
Gluten intoleransının (gluten tahammülsüzlüğü) en şiddetli formudur. Ortalama yüz kişiden 1’inde görülen bir durumdur. Otoimmün bir bozukluk olan çölyak hastalığında vücut glutene karşı bir yabancı istilacı gibi davranır. Bağışıklık sistemi glutene saldırırken bağırsak kanalının içini döşeyen tabakaya karşı hücuma geçer. Bu tepkinin sonucunda bağırsak duvarı hasar görür, emilim bozuklukları meydana gelir. Etkilenen kişide beslenme noksanlıkları, kansızlık, şiddetli sindirim problemleri gelişir, birçok hastalığın görülme riski artar.

Çölyak hastalığının en sık görülen semptomları ince bağırsaklarda doku hasarı, karında şişkinlik, ishal, kabızlık, baş ağrısı, yorgunluk, deri döküntüleri, depresyon, kilo kaybı ve kötü kokulu dışkıdır. Çölyaklı kişilerde kimi zaman sindirim semptomları ön planda olmadan da yorgunluk ve kansıklık gibi belirtiler görülebilir. O nedenle çölyak hastalığına tanı koymak kimi zaman çok güç olabilir. Çölyak hastalığı olan kişilerin %80 kadarı hiç tanı konulamadan bu şikayetlerle yaşamayı sürdürmektedir.

Non-çölyak gluten sensitivitesi (çölyak-dışı gluten duyarlılığı)
Çölyak testi pozitif çıkmasa bile glutene karşı olumsuz tepki veren çok sayıda insan vardır. Bu duruma non-çölyak (çölyak-dışı) gluten duyarlılığı adı verilir. Çölyak dışı gluten duyarlılığı olanın toplumdaki oranı yaklaşık %13 olarak tahmin edilmektedir. Bu tip gluten duyarlılığının başlıca semptomları sulu dışkılama, karın ağrısı, karın şişkinliği ve depresyondur.

Her ne kadar çölyak dışı gluten duyarlılığının kesin bir tanımı yoksa da hastanın glutene karşı tepki vermesine karşın çölyak hastalığı ve alerjinin test yapılarak dışlanmasıyla tanı konulabilir.Çölyak dışı gluten duyarlılığının gerçek bir rahatsızlık olmadığını, bunun gluten dışı maddeler veya psikolojik faktörlere bağlı bir tablo olduğunu düşünen uzmanlar da vardır. Gluten duyarlılığından kuşku duyulan yaklaşık 400 kişide yapılan bir çalışmanın sonuçları, bu kişilerden 26’sında çölyak hastalığı, 2’sinde buğday alerjisi bulunduğunu göstermiş, 27’sinin ise gluten içermeyen diyetle yakınmaların düzeldiğini göstermiştir. Bunun anlamı, gluten intoleransı düşünülen 400 kişiden yalnızca 55’inde (%14.5) gluten ile ilgili bir sorun bulunmasıdır.

İritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak), buğday alerjisi ve diğer rahatsızlıklar
Huzursuz bağırsak [iritabl bağırsak] sendromu (IBS) karın ağrısı, kramp, karında şişkinlik, gaz ve ishale neden olan sık görülen bir sindirim rahatsızlığıdır. Kişilerin semptomlarını genellikle beslenme tarzı, yaşam tarzı değişiklikleri ve stres yönetimiyle kontrol altına alabildikleri kronik bir durumdur. İlginç olan noktaysa huzursuz bağırsak sendromu olan bazı bireylerin glutensiz beslenmeden yarar görmeleridir.

Toplumun yüzde 1 kadarında görülen buğday alerjisinde glutenli ürünler tüketilmesinden sonra sindirim sorunları ortaya çıkar. Dahası gluten içermeyen beslenme tarzının şizofrreni, depresyon, otizm ve gluten ataksisi denilen bir hastalıkta yarar sağladığını gösteren çalışmalar vardır.

Gluten intoleransı nasıl anlaşılır
Sindirim sistemiyle ilgili belirtiler gluten intoleranın en sık göstergesidir. Kansızlık veya kilo almada güçlük görülebilir. Tanıyla ilgili olarak öncelikle
doktorunuzla görüşerek çölyak hastalığıyla ilgili test yaptırmak gerekir.

Çölyak tanısı için başlıca iki yol vardır:
Kan testleri: Hastalıkta görülen antikorlar tarayan kan testleri mevcuttur. Bunlardan en sık uygulanan tTG-IgA testidir. Eğer bu test pozitif ise sonuçları doğrulamak için genellikle bir doku biyopsisi yapılması önerilir.
İnce bağırsak biyopsisi: Bağırsaklardaki hasarı analizetmek için ince bağırsaklardan küçük bir doku örneği alınır.

Çölyak hastalığını düşündüren belirtileriniz varsa glutensiz diyete başlamadan önce doktorunua danışınız. Böylece doğru tanı almanız kolaylaşacaktır.
Çölyak hastalığınız yoksa glutene karşı hassasiyetinizin olup olmadığını anlamanın en iyi yolu, birkaç hafta süreyle glutensiz diyet yaparak semptomları geçip geçmediğini görmektir. Sonra tekrar glutenli beslenmeye başladığınızda semptomlar ortaya çıkıyor veya şiddetleniyorsa glutene karşı duyarlısınız demektir. Eğer böyle bir durum yoksa gluten dışında başka bir suçlu aramanız doğru olur.

Olası Semptomlar

Şişkinlik: Gluten intoleransı karın şişkinliğini açıklayabilen önemli bir sebeptir. Glutene duyarlı olan kişilerin en yaygın şikâyetlerinden biri olup çölyak-dışı gluten duyarlılığında şişkinlik sık rastlanan bir belirtidir.

İshal, Kabızlık, Kokulu Dışkı: Çölyak hastalığında, gluten içeren gıdalar tükettikten sonra bağırsaklarda gelişen iltihap reaksiyonu, mukozaya zarar vererek ishal ya da kabızlığa neden olur. Gluten, çölyak hastalığı olmayan duyarlı kişilerde de sindirim semptomlarına yol açar. Çölyaklı kişilerde emilim bozukluğuna bağlı olarak açık renkli, kötü kokulu dışkı şikayeti vardır.

Karın Ağrısı: Gene pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilen yaygın bir belirti olan karın ağrısı, aynı zamanda gluten intoleransının tek başına en sık görülen semptomları arasındadır. Gluten intoleransı olanların %80’inden fazlası gluten içeren besinler yedikten sonra hafif ya da şiddetli olabilen karın ağrısı ve rahatsızlık hissi yaşamaktadır.

Baş ağrısı: Gluten intoleransı olan kişilerin, migren tipi baş ağrısına daha yatkın olabilir. Başka bir neden bulunamayan baş ağrısı yakınması gluten intoleransına bağlı olabilir.

Yorgunluk hissi, Açıklanamayan Kilo Kaybı ve Kansızlık: Glutene duyarlı olan kişilerin sıklıkla yorgunluk yaşadıkları gösterilmiştir. Gluten içeren gıdalar yedikten sonra yorgunluk hali sık karşılaşılan bir belirtidir. Gluten intoleransı yorgunluk ve enerji düşüklüğüne neden olan demir eksikliği anemisine (kansızlık) yol açabilir. Çölyak hastalığı olanların kilo vermessinin nedeni besin emilimindeki bozulmayla açıklanabilir.

Cilt Problemleri: Kabarcıklarla kendini belli eden bir cilt hastalığı olan dermatitis herpetiformis çölyak hastalığının deri belirtisidir. Bu hastalığın görüldüğü herkes glutene duyarlı olmakla birlikte bu kişilerin %10’undan azında sindirim belirtileri vardır. Ayrıca bir türlü düzelmeyen birçok şiddetli cilt hastalığında glutensiz diyete geçildiğinde belirtilerin hafiflediği gösterilmiştir. Sedef hastalığı, bazı saç dökülmesi tipleri, kronik kurdeşen bunlar arasındadır.

Depresyon, Kaygı ve Panik atak: Depresyon her yıl erişkin nüfusun %6’sını etkileyen bir durum. Gluten intoleransının depresyona nasıl neden olabileceğini açıklamaya çalışan teorilerden biri, serotonin azalmasıyla ilgilidir. Öte yandan bağırsaklarda yaşayan dost bakterilerin azalarak zararlı bakterilerin artması, merkez sinir sistemini etkileyerek depresyon riskini artırması mümkündür. Kaygı hali (anksiyete) ve panik atak gluten duyarlılığı olanların yatkın oldukları ruhsal bozukluklardır.

Eklem ve Kas Ağrıları, Kol ve Bacaklarda Uyuşma: Gluten intoleransı olan kişilerde sıklıkla eklem ve kas ağrısı bildirilmiş olup bunun olası nedeni aşırı duyarlı bir sinir sistemine sahip olmalarıdır. Gluten intoleransının ilginç bir belirtisi, kol ve bacaklarda uyuşma ya da karıncalanmayla kendini belli eden nöropatidir. Gluten intoleransıyla ilişkili belirli antikorların varlığıyla bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

Zihin bulanıklığı: Net bir şekilde düşünememe hissi kişilerin düşünme güçlüğü, kafa karışıklığı, unutkanlık gibi nitelemelerle ifade ettikleri bir durumdur. Glutene karşı oluşan antikorlara bağlı bir reaksiyon olduğu düşünülmekle birlikte kesin sebebi belli değildir.

Gluten içermeyen gıdalar hangileri?
Doğal haliyle glutensiz olan tohum ve tahıllardan bazıları şunlardır:
• Mısır
• Pirinç
• Kinoa
• Chia
• Keten tohumu
• Keçiboynuzu
• Tef
• Darı
• Karabuğday
• Amarant
• Yulaf (doğal haliyle gluten içermese bile glutenle bulaşmış olabilir)
Doğal haliyle gluten içermeyen pekçok sağlıklı gıda maddesi mevcuttur:
• Et ve deniz ürünleri
• Yumurta
• Süt ürünleri
• Meyveler
• Sebzeler
• Baklakgiller
• Kuruyemiş
• Kök ve yumrular
• Yağlar

Bir kural olarak, işlenmiş glutensiz ürünler yerine doğal haliyle gluten içermeyen ürünleri seçmek daha iyidir. Bir ürünün etiketinden “gluten içermez” veya “glutensiz” ibarelerinin yer alması, o ürünün mutlaka sağlıklı ve doğal olduğu anlamına gelmez. Zira glutensiz ama işlenmiş gıdalar nütrientlerden fakir olmanın yanı sıra şeker, yüksek kalori ve katkı maddeleri içerebilirler. Bira dışında içeceklerin çoğunda gluten yoktur.

 

Referans : http://www.drmuratkeklikoglu.com/gluten-intoleransi-colyak-hastaligi/

Ofis Çalışanlarının 6 Sağlık Riski

  1. Uzun ve hareketsiz geçen mesailer

Masa başında uzun saatler geçirmeniz; başta kas ve eklem rahatsızlıkları olmak üzere;  diyabet, obezite ve daha pek çok hastalığa zemin hazırlamaktadır. Yani hareketsizlik sadece baş, boyun ve sırt ağrılarıyla sınırlı değildir.

Bu sebeple oturduğunuz yerde bile yapabileceğiniz ofis egzersizlerini yapmanızı ve saatte bir kez ufak bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ederiz.

  1. Kahvaltıyı atlamak

Erken saatte başlayan mesailer nedeniyle bir çok ofis çalışanı günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlıyor ya da geçiştiriyor. Ancak, bunun metabolizmanızı strese soktuğunu biliyor musunuz?

Üstelik kahvaltı etmemeniz, daha çabuk ve fazla kilo almanıza da neden oluyor.

Bu kahvaltıyı atlamamanızı tavsiye ederiz.

  1. Mutsuzluk ve depresyon

Hareketsizliğin, mutsuzluk ve depresyonla doğru orantılı olduğunu henüz fark etmemiş olabilirsiniz.

Cuma gününe olan sevginiz ve Pazartesi sendromlarınızın nedeni hareketsizlik olabilir.

Hatta sosyal medyada ilgi gören “Thanks God It’s Friday – Allahım çok şükür cuma geldi” caps’leri de masa başı çalışmaktan sıkılmış olan kişilerin eseri olabilir.

  1. Ergonomik olmayan ofis ortamı

Ofis çalışanlarının bir şekilde hareket etmeleri kısa egzersizler yapmaları gerekiyor.

Belirli aralıklarla masanızdan kalkıp kısa yürüyüşler ile boyun, bel ve bacak egzersizleri yapılmalıdır.

Uzun saatler hareketsiz oturmanıza neden olan bir işiniz varsa, doğru oturma pozisyonunu sağlayacak ofis mobilyaları tercih edilmelidir.

  1. Ofiste temiz hava azlığı

Hava sirkülasyonu yetersiz olan klimaların kullanıldığı ofislerde, doğal ve temiz hava yetersizliği sağlığınızı tehdit eden bir diğer unsurdur. Ofislerinizi düzenli aralıklarla havalandırmayı ihmal etmeyiniz.

  1. Bilgisayar karşısında geçen saatler

Maşa başı çalışmanın en büyük risklerinden biri de sürekli aynı pozisyonda oturulmasıdır.

Uzun süre mouse ve klavye kullanmak Karpal Tünel Sendromu’na neden olabiliyor. Ele giden sinirlerin bilekte sıkışması nedeniyle ağrı ve uyuşmayla kendini gösteren bu hastalık, kalıcı sinir hasarlarına neden olabiliyor.

Bu yüzden çalışırken bileğinizi eğmeyin ve düz bir şekilde kullanın.

Aşağıda görselleri verilen egzersizleri masa başında bile yapabileceğinizi lütfen unutmayın. Ayrıca ofis içinde kısa yürüyüşlere çıkmanın beden ve ruh sağlığınıza fayda sağladığını da. Son olarak sağlıklı oturma pozisyonuna göz atmanızı ve çalışma masanız ve oturma şeklinizi bu pozisyona uyacak şekilde ayarlamaya çalışınız.

Konuyla ilgili aklınıza takılan soruları lütfen işyeri hekiminiz ve iş güvenliği uzmanına danışınız.

Sağlıklı ve güvende olduğunuz bir çalışma yaşamı dileriz.

Masa Başı Egzersizleri

Masa Başı Egzersizleri, uzun süre masa başında ofis ortamlarında çalışan her yaştan insanlarda kas ve iskelet sorunlarının oluşmasıyla bunu aşmak adına yapılan birtakım küçük spor hareketleridir. Vücudun bazı noktalarında sürekli ağrı oluşumu ve hareketsizlik meydana gelmektedir. Böyle alanlarda çalışırken ufak tefek egzersizlerle bu problem ile baş edilebilir. Yanlış duruş, stres, sürekli standart masa başı oturuşları boyun, sırt, bel, kol, bacak, kalça kısımlarında uyuşma, ağrı ve hareket güçlüğü yaşanmasına sebep olur. Masa başı işlerde en çok görülen rahatsızlıklar mesai süresince katlanarak oturulan bacakların ağrı-sızı belirtisi göstermesi, el bileklerinde sinir sıkışması, baş parmaklarda tendon rahatsızlığı gibi sorunlardır. Bu rahatsızlıklarla karşı karşıya kalmamak için oturulan koltukta sırt desteği kullanılması, kısa molalar verilmesi, bulunulan ortamda kısa yürüyüş yapılması ve el, kol, bacak, boyun kısımlarına kan akışını hızlandırmak için hareketlilik sağlamak gerekir.

Masa başı egzersizlerinin birçok çeşidi vardır. Bu egzersizleri bilinçli olarak yapmak önceliğiniz olmalıdır. Bilinç dışı yapılan ani hareketler vücudun belirli yerlerinde hasara yol açabilir. Masa başı egzersizleri yaparken herkesin bulunduğu ortamda hareket yapılması bakış açıları yönünden uygun olmayabilir. Bunun için insan yoğunluğunun olmadığı anlar tercih edilmelidir. Aşırı efor kaybettiren egzersiz yapılmamalı ve belirli aralıklarla birkaç saniye ile kısıtlanmalıdır. Bazı masa başı egzersizleri şunlardır;

Nefes egzersizi: Düzgün oturuş veya ayakta rahat bir pozisyon alıp bir el karın üzerinde diğer el göğüs üzerinde tutulup ağız kapalı bir şekilde yavaşça burundan derin nefes alınır.

Yaklaşık 3 saniye beklenerek ağızdan nefes verilir. Bu işlemin en az üç defa art arda yapılması uygundur.

Boyun egzersizi: Doğru pozisyonda oturarak nefes alınırken baş istenilen tarafa yavaşça çevrilir. Daha sonra nefes vererek baş direk karşı pozisyona getirilir. Ardından nefes alınıp baş göz hizasına kaldırılarak nefes verilim çene hizasına yavaş bir şekilde getirilir. Normal nefes düzeniyle baş kendi ekseni etrafında dairesel olarak yavaşça döndürülür. Bu hareketleri ani hızda yapmamak gerekir. Boyun egzersizi için bir dakika yeterli olacaktır.

Omuz egzersizi: Ergonomik oturuş ile doğru nefes tekniği kullanarak omuzlar kulak kısmına yaklaştırılarak yükseltilir. Ardından tekrar kendi seviyesine nefes vererek düşürülerek öne, arkaya, aşağıya doğru dairesel hareket ettirilir. Yeterli olarak bu egzersiz yapıldıktan sonra koltuğa yaslanıp göz birkaç saniye kapatılarak dinlendirilir. Bu egzersizi kısa saniyelerde tutmak yeterli gelecektir.

Ayak egzersizi: Ayaklar kendi çevresinde dairesel olarak yavaş bir şekilde hareket ettirilir. Bu egzersiz için birkaç saniye yeterlidir.

El bileği egzersizi: Masa başı işlerde devamlı bilgisayar, daktilo, hesap işleri, el ile yazı işleri egzersiz yapılmasını zorunlu kılar. El bileği egzersizi olarak eller yumruk haline getirilerek kendi çevresi ekseninde çevrilir. Ayrıca parmaklara açma kapama işlemi yapılarak kan dolaşımı hızlandırılır. 10 saniye bu egzersizin yapılması kafidir.

Kimyasalların Kaydı Yönetmeliği

Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmelik(KKDİK) Yayınlandı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan KKDİK Yönetmeliği, 23 Haziran 2017 tarihli ve 30105 sayılı Resmi Gazete’de (mükerrer) yayımlandı. Uzun zamandır yayımlanması beklenen yönetmelik, geçiş süresi verilen uygulamalar dışında, yayımından 6 ay sonra yani 23 Aralık 2017’de yürürlüğe girecek. Bu Yönetmeliğin amacı, insan sağlığı ve çevrenin yüksek düzeyde korunmasını sağlamak, maddelerin zararlarının değerlendirilmesine yönelik alternatif yöntemleri özendirmek, rekabeti ve yeniliği artırmak üzere kimyasalların kaydı, değerlendirilmesi, izni ve kısıtlanmasına ilişkin idari ve teknik usul ve esasları düzenlemek olarak açıklandı.

KKDİK Yönetmeliği ile Türkiye pazarındaki ürünler için getirilen yükümlülükler arasında sanayiciler için en önemlileri şöyle özetlenebilir:

Kimyasalların insan sağlığı veya çevreye olabilecek olumsuz etkilerinden korunmanın, bu kimyasalların imalatçıları ve ithalatçılarının sorumluluğunda olduğu ilkesine dayanmaktadır. Diğer bir deyişle, maddelerin risklerinin yönetim sorumluluğu, profesyonel faaliyetleri çerçevesinde bu maddeleri imal eden, ithal eden, piyasaya arz eden veya kullananlara verilmiştir.

Yönetmelikte bu bağlamda bir takım yükümlülükler belirlenmiş olup, bunlardan en önemlisi kimyasalların kayıt ettirilmesidir. 1 ton ve üzerinde imal edilen veya kendi halinde veya karışım içerisinde veya eşya içerisinde ithal edilen maddeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı internet sayfasındaki Kimyasal Kayıt Sistemine kayıt ettirilmeli ve kayıt numarası almadan piyasaya arz edilmemelidir. Kayıt hükümleri imalatçıların ve ithalatçıların imal veya ithal ettikleri maddelere ilişkin veriler oluşturmalarını; bu maddelere ilişkin riskleri değerlendirmek için bu verileri kullanmalarını ve uygun risk yönetim önlemleri geliştirip tavsiye etmelerini gerektirmektedir. Maddelerin kayıtları 1 Ocak 2021 tarihinde başlayacaktır. Bu tarihe kadar maddelerin imalatçıları ve ithalatçıları Çevre Bilgi Sistemi içerisindeki “Kimyasal Kayıt Sistemi” üzerinden “Madde Bilgi Değişim Forumu”na maddelerine ilişkin bilgilerini girerek, ortak kayıt dosyası oluşturmak amacıyla aynı maddeyi imal ya da ithal eden diğer firmalarla konsorsiyumlar oluşturacaklardır. Madde birden fazla imalatçı tarafından imal ediliyorsa veya birden fazla ithalatçı tarafından ithal ediliyorsa, kayıt sisteminin etkinliğini artırmak, maliyeti azaltmak ve omurgalı hayvanlar üzerindeki testleri azaltmak için bazı veriler paylaşılmalı ve ortak olarak sunulmalıdır. Ortak kayıt dosyası ile aynı madde için tek bir kayıt dosyası alınması ve bilgi kirliğinin önlenmesi hedeflenmektedir.

Yönetmelik kapsamında eşyalar içindeki maddelerin de kayıt ettirilmesi gerekmektedir. Eşyaların yıllık bir tondan fazla miktarda madde içermesi ve maddenin normal ya da öngörülebilir kullanım koşullarında salınım yapmasının tasarlanması durumunda üreticiler veya ithalatçılar eşya içerisindeki bu maddelerin kaydını yaptırmakla yükümlüdürler.

KKDİK Yönetmeliği ile gelen yeni uygulamalardan biri de 10 ton ve üzerinde imal veya ithal edilen maddeler için Güvenlik Bilgi Formlarına (GBF) ilave olarak, Kimyasal Güvenlik Raporu (KGR) hazırlanması olacaktır. Ayrıca, GBF ve KGR’ler artık Kimyasal Değerlendirme Uzmanları tarafından hazırlanacaktır.

KKDİK Yönetmeliği ile toplam 60 madde ve madde grubuna yasaklama ve kısıtlama getirilmiş olup, uygulamaya aşamalı olarak geçilecektir.

KKDİK Yönetmeliğiyle beraber başlanacak olan diğer bir yeni uygulama da, riskleri kontrol altına alınamayan ve yasaklama ve kısıtlama getirilmemiş maddeler için kayıtların tamamlanmasıyla birlikte 2024 yılından itibaren izin sürecine geçilmesi olacaktır.

Sanayiciler, bu yönetmelikle ilgili sorularını Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Kimyasallar Yardım Masasının https://kimyasallar.csb.gov.tr adresinde yer alan Soru Formu aracılığıyla iletebileceklerdir. Yardım Masasında ayrıca, yönetmeliğe ilişkin rehber dokümanlar da yer almaktadır.

KKDİK Yönetmeliği’nin yayımlanmasıyla, “Kimyasalların Envanteri ve Kontrolü Hakkında Yönetmelik” 23 Haziran 2017 tarihinde yürürlükten kalkmıştır.

“Zararlı Madde ve Karışımların Kısıtlanması ve Yasaklanması Hakkında Yönetmelik”  23 Aralık 2017 tarihinde,

“Zararlı Maddeler ve Karışımlara İlişkin Güvenlik Bilgi Formları Hakkında Yönetmelik” 31 Aralık 2023 tarihinde yürürlükten kalkacaktır.

Ertelemeyi Yanlış Anlamayın

ERTELEMEYİ YANLIŞ ANLAMAYIN, İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ ERTELEMEYİN!

1 Temmuz 2017 tarihli resmi gazetede yayınlanan 7033 sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında yayınlanan maddelerden 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununu etkileyen maddeler ve işlenmiş halleri aşağıdaki gibidir.

MADDE 85 – 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun;

  1. a) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “10’dan az” ibaresi “50’den az” şeklinde, “a) Çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve on ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirir. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilir. Ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir. Belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olmayan ancak 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri veya işveren vekili tarafından Bakanlıkça ilan edilen eğitimleri tamamlamak şartıyla işe giriş ve periyodik muayeneler ve tetkikler hariç iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilirler. “
  2. b) 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “10’dan az” ibaresi “50’den az” şeklinde,” (3) Bu Kanun kapsamında alınması gereken sağlık raporları işyeri hekiminden alınır. 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerleri için ise kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilir. Raporlara itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar kesindir. ”
  3. c) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “10’dan az” ibaresi “50’den az” şeklinde, “Aşağıdaki konular ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir: 6) 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin üstlenilmesine ilişkin eğitim programları, eğitimin süresi ve eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye ilişkin hususlar.

şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 86 – 6331 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fırkasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “1/7/2017” ibaresi “1/7/2020” şeklinde,” 4857 sayılı İş Kanununun mülga 81 inci maddesi kapsamında çalışanlar hariç kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1/7/2020 tarihinde” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu erteleme sadece 50 çalışandan az ve aynı zamanda “az tehlikeli” tehlike sınıfında bulunan işyerleri için geçerlidir. Ancak bu işyerlerinin, 2020 yılına kadar iş sağlığı ve güvenliği konusunda bir şey yapmasına gerek yok gibi düşünülmemesi gerekir. Sadece işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurma yükümlülüğü ertelenmiştir. İşyeri Hekimi ve İş Güvenliği Uzmanının rehberliği ve danışmanlığında yürütülmesi gereken işler hala İşverenin yükümlülüğündedir. İşverenlerin aşağıdaki yükümlülükleri devam etmektedir;

 

  • Risk Analizi yapmak,
  • Risk Analizinde çıkacak uygunsuzlukların giderilmesi,
  • İşe Giriş ve Periyodik Sağlık Muayeneleri,
  • Acil Durum Planı Hazırlamak,
  • Acil Durum Ekiplerin Eğitilmesi,
  • Ortam Ölçümleri, İş Ekipmanları ve Tesisatların Periyodik Kontrolu,
  • Çalışanların Temel İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Verilmesi, vs.

Buna göre özetleyecek olursak;

  • 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıftaki işyerleri için işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı çalıştırma zorunluluğu 1/7/2020 tarihine ertelenmiştir ancak bu erteleme işverenin çalışanlara karşı sorumluluğu veya yapılması gerekenlerle alakalı konularda bir ertelemeye neden olmamıştır( temel iş güvenliği eğitimleri verilmeli, acil durum planları ve risk analizleri oluşturulmalı, çalışanlara talimatlar hazırlanmalı, güvenlik tedbirleri alınmalı vs. gibi sorumluluklar devam etmektedir.)
  • 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıftaki işyerleri için 1/7/2020 tarihine kadar bakanlığın yayınlamış olduğu eğitim programlarına katılan işverenler iş güvenliği ve iş sağlığı hizmetlerini bakanlığın yayınlayacağı yönetmelikler doğrultusunda kendileri yürütebileceklerdir.

Depreme Hazır mıyız?

depreme hazır mıyız

Marmara Depremi’nin en önemli sonuçlarından biri hiç şüphesiz depreme hazırlıklı olma konusunda toplumsal çabalardaki artıştır. Ülkemiz açısından bir dönüm noktası olan 17 Ağustos 1999 tarihi, toplumsal olarak afetler karşısındaki yetersizliğimizi ve çaresizliğimizi ortaya koymuştur. Bunun sonucunda da bir kısım kamu ve sivil toplum örgütleri çeşitli çalışmalar başlatmışlardır. Bu çalışmaların yanı sıra toplumsal bilinçte deprem sonrası depreme hazırlıklı olma ve deprem sırası ve sonrasında yapılması gerekenlere karşı ilgi artmış, kişiler bilinçlenmeye başlamış ama yaşanan felaket unutulmaya başlandıkça bu ilgi de azalmış hatta kaybolmaya yüz tutmuştur.

Ülkemizin deprem kuşağında bulunması ve irili ufaklı depremlerin sık yaşanmasından ötürü ülke olarak depreme karşı aşinalığımız bulunmakta ancak Japonya gibi deprem bilincinin yüksek olduğu ülkelere kıyasla hazırlıklı olma halimiz bireysel anlamda oldukça zayıf kalmaktadır.

Ekte Kandilli Rasathanesi ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliğinde Japonya’da hazırlanmış bir deprem bilinçlendirme el kitabının Türkçeye çevrilmiş hali bulunmaktadır. Kadınlar ve Erkekler için ayrı ayrı hazırlanmış olan bu kitapçıklarda faydalı bilgiler bulacağınızı ve mevcut bilgilerinizi de tazeleyebileceğinizi düşündüğümüz için incelemenizi tavsiye ederiz. Her iki kitapçığı incelemeniz karşı cinsi anlamak adına da yardımcı olacaktır.

Erkekler için Deprem El Kitabı (PDF) Kadınlar için Deprem El Kitabı (PDF)

Bundan başka yine Kandilli Rasathanesi ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliğinde hazırlanmış olan ‘Deprem Öncesi, Sırası ve Sonrasında Yapılması Gerekenler’ adlı el kitabını da çocuklarınızla beraber incelemenizin faydalı olacağını düşünüyoruz. Olası bir depremin gündüz saatlerinde ve çocuklarımız okuldayken yaşanması ihtimaline karşı aile toplantısı düzenlemenizi, okul toplantılarında konuyla ilgili bilgi alışverişinde bulunmanızı ve kitapçıkta anlatılanlar üzerinde durularak planlı ve hazırlıklı olmayı sağlamanızı tavsiye ederiz.

Depreme işyerinde yakalanmanız durumunda yapılması gerekenlerle alakalı olarak kitapçıklardaki bilgilere özellikle göz atmanızı faydalı bulmaktayız.

Deprem Öncesi ve Sonrası Yapılacaklar El Kitabı (PDF)

Günümüz teknolojisi düşünüldüğünde deprem sonrası haberleşmenin her ne kadar kolay olacağı düşünülse de herkesin bir anda telefonlara yöneleceği ve hatların bu noktada kitlenebileceği, acil haberleşmelerin engelleneceği, telefonların şarjlarının yetersiz kalması riski vs. gibi senaryolara karşı aileniz ve sevdiklerinizle haberleşmek istediğinizde şu basamakları takip edebilirsiniz. Öncelikle şehir dışından bir yakınınıza ulaşmanız daha kolay olacağından önceden belirlediğiniz şehir dışındaki bir yakınınıza iyi ve güvende olduğunuzu iletin ve ondan sizin güvende olduğunuzu duyurmasını isteyin. Ailenizle ve yakınlarınızla haberleşirken telefon şarjınızı efektif kullanmak ve hatları boş yere meşgul etmemek adına kısa mesajla haberleşmeyi tercih edin ve işiniz olmadığı anlarda telefonunuzu kapalı tutun. Kısa mesajların en ufak bir sinyal boşluğunda bile iletilebilmesinden ötürü bu yöntem size avantaj sağlayacaktır.

Yaptığımız araştırmalar sırasında rastlamış olduğumuz bir deney sonucunu da sizinle paylaşmak istiyoruz. Doug Copp isimli bir Amerikalı kurtarma şefinin öncülüğünde yapılan deneyde yapay bir sarsıntı yaratılmış, sarsıntı sırasında çeşitli hayatta kalma metotları denenmiştir. Buradan elde edilen sonuçlara göre Doug Copp’un önerileri aşağıdaki gibidir.

DOUG COPP’UN ÖNERİLERİ;

1) ‘Binalar çökerken basitçe ‘çömelen ve korunan’ kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler. Bu noktada sadece çömel-kapan-tutun pozisyonu tek başına işe yaramaz. Altına girdiğimiz cisimlerin ezilme, çökme riski olduğundan bu yöntem tek başına güvenilir değildir. Altına girdiğiniz cisimlerin dayanıklı ve güvenli olduğundan emin olmanız bu noktada çok önemlidir.

2) Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.

3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar birçok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklara göre daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar. Günümüzde işyerlerimiz ve evlerimizin birçoğunun artık beton bloklardan oluştuğu düşünüldüğünde nasıl davranmalıyız?

4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranları sağlayabilirler.

5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse(deprem anında zemin katta iseniz kaçmaya çalışabilirsiniz ancak yaralanmanıza sebep olabilir) kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın.

6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür. Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz! Kapı kirişlerinden uzak durmanızda fayda var.

7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir ‘frekans aralığına’ sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar.

Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır.

Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir. Deprem sonrası merdivenleri kullanırken basamak çökmelerine, yıkılmalara vs. karşı dikkatli olun ve sakin kalmaya, paniğe yol açmadan hareket etmeye çalışın.

8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.

9) Deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler.  Deprem anında araçta bulunuyorsanız, araç dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirsiniz. Yüksekten cisim düşmesine karşı cenin pozisyonuna geçmek ve kafanızı korumak oldukça önemlidir.

10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur. Bu durumda çalışma alanınızda kağıt blokları veya düzenli ve devrilmeyecek şekilde depolanmış evrak yığınları-kitapları varsa yanına uzanarak cenin pozisyonuna geçmeniz size hayatta kalmak için şans sağlayacaktır.

Lütfen depremden kaçış olmadığını ama depreme hazırlıklı olabileceğimizi unutmayınız